Konuk

Oyuncu Arsen Gürzap’la…

Röp: Nalan Fidan Acıbadem Dergisi / Sayı:22 / Aralık 2010

Duruşu, mesleki otoritesi ve yıllardır değişmeyen imajıyla inanılmaz bir hayran kitlesine sahip oyuncu Arsen Gürzap, aldığı her rolde, her dem geçerliliğini koruyan bir kimlikle karşımıza çıkıyor. Oyuncu olduğu kadar eğitim dünyasına da imzasını atmış olan Arsen Hanım, sahne ve televizyona pek çok oyuncu ve spiker de yetiştiriyor. Tüm bunların yanında uzmanlık konusu olan diksiyon/fonetik konusunda bir sözlük hazırlayarak, gelecek nesillere bir eser daha bırakmayı hedefleyen sanatçı ile, emek verdiği sanat, televizyon, eğitim hayatı ile özlemlerinden konuştuk.

“İki çocuk annesi olarak zamanı doğru kullanmanın avantajlarını hep yaşadım.”

Yıllardır çok güçlü bir duruş sergiliyorsunuz. Bunu nasıl başardınız?

Ben hangi işi yapıyorsam tek işimin o olduğunu düşünenlerdenim. Yemek yaparken de, reji yaparken de, örgü örerken de… Zamanı doğru kullanmak tabii burada çok büyük önem taşıyor. İki çocuk annesi olarak, zamanı doğru kullanmanın avantajlarını hem iş, hem de özel hayatımda hep yaşadım. Ne tiyatrodan, ne de hocalıktan ayrı kaldım. Çünkü yaptığım her işin birbirinin içinde olduğunu, birbirinden türediğini düşünürüm.

Hocalık, dizi ve tiyatro dışında kalan zamanlarınızda neler yaparsınız?

Bir kitap üstüne çalışıyorum. Fonetik Sözlük. Bu konuda bizde kapsamlı olarak hazırlanmış bir kitap yok. Bu bir ilk olacak. Bunun dışında kitap okuyorum. Yemek yapıyorum. Dostlarımla birlikte oluyorum. Her iki kızımın da yanında olmaya çalışıyorum. Hafta sonları da genelde Sapanca’ya gidiyorum. Ancak yalnız kalmayı da çok seviyorum.

Geçmişe dair en çok neyi özlüyorsunuz?

İki şeyi çok özlüyorum. Bunlardan biri çocukluğumdaki insan ilişkileri. Eskiden insanlar dostları ve arkadaşları ile hiç para pul konuşmazlardı. Paradan konuşmak görgüsüzlüktü. Babamın kaç lira kazancı olduğunu bilmezdik. Neyimiz var, neyimiz yok bilmeden büyüdüm ben. Şimdiki manzara ise çok farklı. Ne oldu da maddi değerler insani değerlerin önüne geçti bilemiyorum.

Peki ya ikincisi…

Tiyatroya gösterilen özen. Eskiden tiyatroların prömiyer günlerine gitmek ayrı bir heyecandı. Sırf o gece için, insanlar abiye elbiseler diktirirdi. O seyircinin oyunu izlemesi ve özümsemesi de farklıydı.  En çok aradığım özlediğim şeydir.

Genel Yayın Yönetmenimiz Nalan Fidan, Arsen Gürzap ile…

En özgür olduğum anlar, öğrencilerimle birlikte olduğum anlar.

Yıllardır kurucusu olduğunuz Dialog Anlatım İletişim’de sürdürdüğünüz eğitmenliğinizin yanı sıra, Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi Sahne Sanatları Fakültesi’nde de hocalık yaptığınızı biliyoruz. Gençlerle birlikte olmak, onlara yön vermek sizde nasıl bir enerji yaratıyor? Günümüz gençlerinde gördüğünüz eksi ve artılar nelerdir, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kendimi en çok öğrencilerimin yanında özgür hissediyorum. Öğrencilerimin arasında ve sanat camiasında çok iyi yetişmekte olanlar var. Onlara sürekli bir şeyler verirken ben de çağdan kopmuyorum ve bu yüzden hiç yaşlanmıyorum. 

Ancak bu zamana kadar binlerce öğrencimde gördüğüm en büyük eksiklik, insanların okumaması. Bunda ilk ve ortaokul öğretmenlerinin çok büyük sorumlulukları olduğunu düşünüyorum. 

“80’den sonra eğitimde test sisteminin gelmesiyle, insanlar düşünce üretmeden üçü yanlış olan dört seçenekten birini işaretlemek üzerine eğitilmeye başladılar. Bugün Dialog’a gelen, yurtdışı görmüş, dil bilen üst düzey yöneticilere ilgi alanlarını sorduğumda, ilk söyledikleri golf ve tenis oluyor. Bu durum beni çok şaşırtıyor. Ebeveynlerden çok rica ediyorum, çocuklarına okuma alışkanlığı kazandırsınlar. Kültürlü insanlar olmalarını sağlasınlar.”

Dialog Anlatım İletişim’de yıllardır pek çok ünlü sima yetiştirdiniz. Kalamışta’da yeni bir şube açtınız. Bu bünyede hangi konularda dersler veriyorsunuz?

Spikerlik, sunuculuk, oyunculuk, seslendirme, spor spikerliği ve etkili konuşma bölümlerimiz bulunuyor. Mezunlarımız arasında  Defne Samyeli, Jülide Ateş, Burcu Esmersoy, Şevval Sam, Emre Buga, Cansu Dere, Defne Sarısoy, Kamil Güler gibi işini başarıyla yürüten isimler var. Dialog’a gelenler içinde beni en çok etkileyen insan profili ise etkili konuşma sınıflarına gelenler. İnsanın kendini daha iyi ifade etme isteği, sıradan bir istek değil. Bu seçim onları ayrıcalıklı yapmaya yetiyor.

Etkili konuşma üzerine yıllardır dersler veriyorsunuz. Bu konuda okuyucularımıza verebileceğiniz  birkaç öneriniz var mı?

Etkili konuşmada kelime haznesinin gelişmiş olması çok büyük önem taşıyor. İlk akla gelen kavramla durum değerlendirilmemeli. Bir de konuşmayı duymayı öğretsinler kendilerine.

Konuşmayı kulağınızla takip etmiyorsanız, kelimeleri de yeterli derecede vurgulayamazsınız. Vurgusuz bir konuşmada , karşıdaki bizi istemeden dinlememeye başlar. Halbuki kulağımızla takip edersek konuşmayı renklendirir ve vurgu yaparız.

Bir süredir tiyatrodan uzaktasınız. Yeniden tiyatro yapacak mısınız? Bizde neden daha az tiyatroya gidiliyor?

Çok sevdiğim bir oyun olursa tabii ki tiyatroda oynarım. Bugün devlet tiyatrolarının seyircisine baktığım zaman  gençleri görüyorum. Bu bana ümit veriyor.

Niye tiyatroya gidilmiyor sorusuna gelince;  İnsanlar Türkçe’yi 350 kelimeyle konuşuyorlar.  Bu sadece alışveriş dili. Diziler de 350 kelimeyle yazılıyor. O nedenle dizi seyretmek en kolayı. Tiyatroya gidince düşünmesi gerekiyor çünkü insanın.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı